Türkiye’ de Elektrikli Araba Kullanmak İçin Gerekli Şartlar

İstanbul Autoshow 2010’a son gün gitme fırsatı buldum ve gezebilmek 3 saatimi harcadım. Aston Martin ve Lamborghini modellerini gördüğümde aklımı kaybedeceğimi daha gitmeden biliyordum.

James Bond filmiyle tanıtımı yapılan “Aston Martin DBS” modelinin arka fren diski üzerindeki çift fren kaliperini gördüğümde içten yanmalı motorların durdurulamaz gücünü bir kez daha hissettim. Tabi ki benim asıl amacım elektrikli arabalarla tanışmak ve fosil yakıtlı motorların küresel emisyon düzenlemelerinden nasıl etkilendiğini görmekti.

2 senede bir düzenlenen organizasyon olduğu için firmalar ve ziyaretçiler bazında katılım gerçekten çok ciddiydi.  Fuar alanından çıktıktan sonra 2 saat sonra kafamı toparlayıp ne/neyi yazacağımı düşünmeye başladım.
İlk olarak gözlemlerimi daha sonra da elektrikli arabaların Türkiye’ deki geleceğini yazmaya karar verdim. Tabi ikinci kısım için araştırma yapak şarttı çünkü fuar alanında şarj istasyonları ve pil değişim sistemleri tanıtılıyordu. Firmaların kendi geliştirdiği çözümler arasında kabul göreceğine ve hangisinin yaygınlaşacağına dair hiçbir ipucu yoktu. Bu durumda devletin halka hizmet kurumları olan belediyelerin çalışmalarını araştırmak gerektiğini anladım.

Şimdi sıralamamı bozmadan fuar görüşlerimle devam edeyim. Modeller arasında üstünlük tabi ki içten yanmalı motorlara aitti. Yeni motor tasarımlarının yanında bazı firmaların yakıt tüketimi belirtmesi ve bunun yanında meraklısına mantığıyla egzoz emisyon değerlerini önemli bir gelişme. Özellikle Opel Yeni Corsa modellerinde bunu aracın üzerine yazacak kadar ön plana çıkarmayı akıl etmişti. Burada Avrupa vatandaşlarıyla aramızdaki bir farkı dile getirmek isterim: Ülkemizde akaryakıt fiyatları nedeniyle en önemli değer “kilometre başına yakıt tüketim miktarıdır”. Çevreye duyarlılık konusunda gelişmiş ve teşviklerden yararlanan Avrupa vatandaşının gözündeki değerler ise yakıt tüketiminin belirlenmiş standartlara uygunluğu ve 1 kilometrede kaç gram karbon ürettiğidir.
Fazla uzatmadan fuara geri dönüyorum çünkü sırada hibrit ve elektrik motorlu araçlar var. Melez motor grubunda dikkatimi çeken firma Mercedes oldu.  F800 modelinin yanında sergilenen hibrit motor modeli ile firma “bu yarışta tabi ki biz de varız” diyordu.

Süper spor arabaları dışında özellikle ultra lüks modellerinde(ör: CLS 350CDI) dizel motorlu seçenekleri ön plana çıkarması Türkiye’ nin son dönem eğilimlerini anlatan güzel bir örnekti.  
%100 elektrikli otomobil grubuna geldiğimizde yerli marka gibi benimsediğimiz Fiat ve Renault’ u saymazsak Japon grubu ezici bir üstünlüğe sahipti. Toyota, Mitsubishi, Honda bölümlerini gezerken yatırımların boyutunun büyüklüğüne şahit oldum. İçten yanmalı motorların en yeni nesli hidrojen yakıtla çalışan Honda modelinin yanına gittiğimde gerçekten bozuldum. 100milyar dolardan fazla yatırım yapılan bu teknolojiyi temsil eden otomobil en dip köşeye itilmiş yanına anlaşılmayan bir tabela konmuş öylece yatıyordu.  O anda anladığım gerçek şuydu:  “bizler sadece tüketiciyiz, firmalar bizi ne almaya yönlendirirse ona heveslenir ve onu almaya uğraşırız.”
Fuar temasında yer alan elektrikli modeller kısmı işin gerçek yüzü değil sadece gösteri kısmıydı. Kısacası beni gibi merak eden vatandaş gidip tanışmak için fırsat bulmuş oldu. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken; kesinlikle karamsar sonuçlara varmadım. Sadece durumu kendi bakış açımdan netleştirdim.
İkinci kısma başlarken bu hafta içinde gazetelere düşen bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Elektrikli ve hibrit araçların vergi oranları. Sanayiciler çok hevesli olduklarını ve arabaları piyasaya sokmaya hazır olduklarını açıkladı. Hemen ardından hükümet kanadından %37 ÖTV oranı haberi geldi.  En son halde ise çözüm bulunduğu ve vergilendirme sisteminin reel bir yapıya oturtulacağı açıklandı.
“Türkiye’ de Elektrikli Araba Kullanmak İçin Gerekli Şartlar” dedim. Kapının önündeki arabayı sürekli kullanabilmek için yaygın akaryakıt istasyon ağına, servis ve yedek parça sistemi şarttır. Aksi halde yakıtın bittiği ya da aracın bozulduğu yerde terk edip gitmemiz gerekir. Elektrikli araçlar için de durum farklı değil. Şarj/pil değişim istasyonları ve elektrikli araçlara hizmet edebilecek servisler şart.
Konuya dair araştırmalarım bu 2 temel unsurun ne seviyede olduğunu anlamaktı. Türkiye en çok nüfusa sahip İstanbul her zamanki gibi yeni akımın başkenti olmaya aday çünkü bu ilden henüz konuya dair bir girişim yok. “İstanbul Enerji” İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına konu üzerine çeşitli çalışmalar yapmaya devam ediyor. Bildiğiniz gibi ülkemizde nedense hiçbir şey zamanla entegre olmaz. Bir anda gelir hayatımıza girer ve kullanım kitapçığı bile okumadan onu toplum olarak çözmemiz beklenir. Elektrikli araçlar için bu durum geçerli çünkü devlet bu işin nasıl olacağına dair karar verdiği anda firmalar galerilerini anında elektrikli modellerle doldurup reklam vermeye başlayacaklar. Sokaklardaki elektrikli araç sayı oranı fosil yakıtlılara kıyasla %1 bile değilken bir anda değerler değişecek. Orta vadede %10 -15 seviyeye ulaşacak elektrikli araç oranının uzun vadede ne olacağını tahmin pek de zor değil.
Elektrikli araç şarj istasyonlarının alt yapısına baktığımızda “yaptım/oldu” mantığı görünmüyor. Hizmet sağlayıcıların sağlıklı şarj alt yapısı kurabilmesi için çözmesi gereken birçok konu var.

–    Erişilebilirlik
–    Kent genelinde ortak işletim sistemine entegrasyon
–     Parklanma tipine uyumluluk
–    Kolay kullanılabilirlik
–    Gözlemlenebilir olmak
–    Güvenli olmak
–    Şebeke koşullarına uyumluluk
–    Alternatif ödeme/kabul imkanlarına uyumluluk

(Konulara dair çözüme ulaşılsa bile yatırım amaçlı milyarlarca dolarlık bütçeyi oluşturmak başlı başına bir konu.)
Hizmet almak/vermek arz-talep kanunlarına tabidir; biri olmadan diğeri olmaz. Arz yeterli olmadan talep olursa karaborsa oluşur. Talep olmadan arz olursa arzın kıymeti düşer. Yukarıda saydığım maddelerin çoğunluğuna ya da tamamına çözüm bulunması halinde sağlıklı alt yapıya kavuşmak mümkün değil.  Kısır dönü gibi görünen bu durumun ilk ve son adımı belli: devlet gerekli olan/gördüğü yatırımları yapacak ve iş bir yerden başlamış olacak. Tüketici elektrikli araçların ihtiyaç karşılayıcı olduğuna ikna olduğu anda zaten satın almaya başlayacak burada sorun yok ama sorular var.
Soru: Neyi satın alacak? Neye göre satın alacak? Kullanmayı nasıl öğrenecek?  Konuyu bir de elektrikli araç sahibi tüketici gözüyle görmeye çalışalım. Eğer aracı satın aldığımız firma özel ya da toplu eğitim vermezse tek çare kullanma kılavuzunu okumak ama biz Türk Milletiyiz kitapçık falan okumayız!
O zaman çözüm ilgili bakanlıkların denetimi altında hazırlanmış görsel işitsel eğitim programlarıyla çözülmeli. Gazete, radyo, televizyon, eğitim seminerleri ve en önemlisi internet.
Yukarıda saydığım maddelere dikkat ediniz. “Parklanma tipine uyumluluk” yani bir sürücü arabasını şarj etmek için uygun şekilde park etmeli ve yüksek akım taşıyan şarj kablosunu aracına bağlayıp şarj işlemini başlatabilmeli.
Sona yaklaşırken Türkiye yolarında elektrikli araba kullanabilmek için gerekli şartları sıralamak adına üç taraf oluşuyor.
Devlet: Petrolden alınan yüksek vergiden elde edilen gelir devletin en yüksek rakamlı gelir kalemlerinden biridir. Elektrikli araçların yaygınlaşmasına izin vermek ve desteklemek, çok büyük bir gelirden vazgeçmek demektir ki böyle bir şeyin olabileceğini düşünmek mümkün değil.  Kesin olan şartlar olgunlaşana kadar bekleyiş devam edecek daha sonra hazır çözümlerden biri bir miktar T.C. standartlarına uyarlanarak bir anda yurda getirilecek. Çok büyük orta vadeli bir bütçeyle ilk büyükşehirler olmak üzere (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Konya). Vergilendirme konusunda aşılması gerekenlerden biri satın alırken ödenen vergilerin oranıdır. Elektrikli ve hibrit araçlar düşük/o karbon emisyonları sayesinde ülkemiz dışında her yerde teşvik alıyorlar. Bugün İtalya’ da tam dolu model Prius 23,500 avro(47000TL) fiyattan satılırken ülkemizde giriş model Prius’ un fiyatı 83,000TL. Yurt dışında tüketiciler verilen teşviklerle özendirilirken bizdeki duruma net olarak tam tersi denir.
Kyoto Protokolüne imza atmış olmasına rağmen fosil yakıttan yüksek gelir eden bir devlet anlayışı yerine çeşitli teşvik çözümleri geliştirmiş, alt yapısını kurmuş ve geliştiren bir sistem gerekli.
Üreticiler: Hangi üreticiye sorarsanız sorun “biz hazırız ama devlet izin vermiyor” diyecektir. Topu başkasına atarak konudan sıyrılmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Sadece elektrikli araba üretmekle hazırız demek yeterli değil. Fuardaki durum üreticilerin düşünce yapısını zaten açıkça ortaya koyuyordu. Kesinlikle devletten ve milleten bir adım ileride bile değiller. Kasım ayı raporlarına baktığımızda Türkiye’deki otomobil satış rakamında %236’lık artış olmuş. Diğer devletlerle kıyaslamaya gerek yok zaten yurt dışından gelen verilerde büyümeden çok gerileme rakamları mevcut. Yunanistan pazarındaki gerileme %30, İspanya pazarında ise %36 gerileme oranıyla rekor gerileme var. Türkiye’deki benzersiz artışın içinde kaç adet hibrit model görürüz o önemli. Sebebini basit bir örnekle açıklayayım. Arda Turan’ın satın aldığı Mercedes SLS AMG’ yi görmek için 5 metre kalınlığında etten bir duvarı delmek gerekirken, resimde gördüğünüz Prius kesitini incelemek için sadece Toyota bölümüne yürümek yeterliydi.
Tüketici: ülkemiz sınırları içinde yaşananlardan bahsettiğimiz için tüketici kelimesini Türk Halkı olarak algılamak ve sadece belli bir kesim değil nüfus genelinde değerlendirme yapmak daha uygun olur.  Eğer bugün bir vatandaş elektrikli araba gelsin hemen alırım diyorsa bunun ben bunu petrol fiyatlarından kaçmak değil de bilinçsizce maceraya atılmak şeklinde yorumlarım.  Tüketici açısından en önemli kavram “bilinçlenme” kişinin konu üzerine ne kadar duyarlı, ilgili ve bilgi sahibi olduğuna işarettir. Tüketicinin elektrikli araçların sadece petrole ikame olarak gelişmediğini görmesi çevreyi koruma ve yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma adına pozitif etkisi olduğunu öğrenmesi gerekli.
Yazının genelinde elektrikli araçların yaygınlaşmasına dair olumsuz bir hava var gibi görünse de Devletimiz izin verdikten sonra her elektrikli modelin ülke pazarında satılacağına dair şüphe yok.      Dikkat çekmek istediğim husus bu alanda nerdeyiz? Ülke olarak ilerlememiz gereken nokta neresidir?  Her zaman olduğu üzere tepeden inme ani gelişmelerin ortasında kalmak yerine bir bütün olarak hazırlanmak doğru olandır.

 

 

 

 

 

 

 

(231 kere görüntülendi , bugün 1 kere görüntülendi)

İlgili Yazılar