Almanya'nın ilk offshore rüzgar tarlasının yapımı tamamlandı ve şu anda elektrik üretmekte. Düzinelerce rüzgar tarlası önümüzdeki senelerde ise inşa edilmek üzere sırada beklemekte. Bilindiği gibi Alman Hükümeti 2020 yılı sonuna kadar 10.000 megavat offshore rüzgar kapasitesi kurulması için düğmeye basmıştı.
Üretilen bütün kapasite güçlü şebeklere bağlanacak. Karada ve offshore olarak yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen bu elektrik ülke boyunca ve hatta ülke dışına iletilecek. Bu noktada ortaya çıkan iletim sorunlarının çözümü pazarın hızını keseceğe benziyor.
Almanya'nın ilk offshore rüzgar tarlası geçen senenin başından beri hizmet vermekte. 12. ve son rüzgar türbini Kuzey Denizi'ndeki Borkum adasına kasım ayında kurulmuştu. Tarla bir düzine 5 megavatlık türbini kullanması açısından da bir ilke imza atmıştı. Alpha Ventus ismli rüzgar tarlası karadan 45 km uzaklıkta ve denizin 30 metre içinde olup 50.000 evin elektrik ihtiyacını karşılıyor.
Alpha Ventus Alman Hükümeti tarafından planlanan rüzgar tarlalarının ilki olma özelliğini taşıyor. Hükümet Almanya'nın kuzey sahillerinde rüzgar tarlaları için özel alanlar ayrılmasına ve 40 civarında yeni rüzgar tarlasının yapılmasına onay vermişti. Bu tarlalardan elde edilecek elektrik enerjisi ile 8 milyon evin elektrik ihtiyacının karşılanması hedeflenmekte. Plana göre Almanya'nın kuzey sahilinden 12 ve 200 km uzaklıktaki alan rüzgar tarlaları için ayrılacak. Planlanan tarlaların 30 tanesi kuzey denizine ve 10 tanesi de baltık denizine kurulacak. Planlanan bu 40 rüzgar tarlasının 25 tanesi şu anda onaylanmış olup, onaylanan tarlaların çoğunluğunu kuzey denizine yapılması planlanan tarlalar oluşturuyor.
Alman Ulaştırma Bakanlığına göre 2030 yılına kadar off shore rüzgar tarlalarından üretilen elektrik 12000 megavat seviyesine ulaşacak. Bu rakam 12 orta ölçekli nükleer enerji santaline eş değer. Hükümet ise 2020 yılına kadar kendine hedef olarak rüzgar enerjisinden üretlien elektriği 2 katına yani %12 seviyesine çıkarmayı koymuş. Görünen o ki Almanya'nın 2030 yılına kadar ülkenin enerji ihtiyacının %30'unu yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılama hedefine ulaşmasında, rüzgar enerjisi büyük bir rol oynayacak.
Rüzgar enerjisi alanında büyük bir canlılık mevcut. Bu ay İspanyol Iberdrola Renovables firması Baltık Denizi'nde bulunan Ventotec Ost 2 offshore rüzgar tarlasının haklarını Deutsche Erneuerbare Energien ve Ventotec ortak girişiminden satın aldı.
Almanya'da yaptığı bu alım, Iberdrola firmasının genişleme stratejisinin bir parçası olarak algılanmalıdır. Vattenfall firması ile birlikte, Iberdrola Renovables İngiltere kıyılarında kurulacak dÜnya'nın en büyük rüzgar tarlalarından birinin inşaat haklarını da elinde bulunduruyor.
Bahsettiğimiz Ventotec Ost 2 rüzgar tarlası, herbiri 5 megavatlık 80 adet rüzgar türbininden meydana gelecek. Projenin bünyesindeki bu türbinler ile yıllık 1200 gigavat-saat elektrik üretmesi bekleniyor. Rüzgar tarlası kıyıdan 40 kilometre uzaklıktai Westlich Adlergrund diye bilinen rüzgar bölgesine inşa edilecek ve 39 metre derinliğe inecek.
Belirtilen bu proje ve diğerlerine rağmen Almanya'nın olgunlaşmamış rüzgar enerjisi sektörü birçok sorun ile karşı karşıya. Bu sorunların belki en büyüğü yeni bir iletim şebekesi kurulması ve mevcut şebekenin geliştirilmesi gerekliliği.
Gerekli geliştirme faaliyetlerinin veya şebekenin yenilenmesi çalışmalarının yürütülmesi için şebeke operatörlerine yardımcı olacak herhangi bir teşvik paketi ise şu anda mevcut değil. Almanya'da aynı zamanda güç üreticileri de olan şebeke operatörleri teşvik paketleri olmadan kapılarını rekabete açmayacak gibi görünüyor. Bu sorun sadece Almanya'ya özgü olmamakla birlikte, ülke Fransa ile birlikte yavaş yavaş bu alanda gerçek bir rekabet ortamı yaratma yoluna gidiyor. Son olarak konu ile ilgili Avrupa Rüzgar Enerjisi Derneği Başkanı Christian Kjaer, politikacıları elektrik dağıtım şebekelerini "doğal monopoliler" gibi görmemekle eleştirdi.
Almanya'nın en büyük enerji firmaları E.on ve Vattenfall, Alpha Ventus Venture'da en büyük yatırımcı konumunda bulunsalar da, diğer enerji firmaları halen rüzgar enerjisini, yüksek kar getiren nükleer ve kömür santrallerine kıyasla çok daha riskli olarak görmekteler. Örneğin bir rüzgar tarlası için gerekli yatırım kolayca 500 milyon euro veya 1 milyar euro seviyesine ulaşabiliyor. Bu rakama daha sonradan yüksek bakım ve tamir masrafları da ekleniyor. Alman Rüzgar Enerjisi Derneği'ne göre denizde kurulan rüzgar tarlaları için gereken bakım ve onarım masrafları diğer yatırımlara göre çok daha fazla.
Rüzgar tarlasından bağımsız olarak aynı zamanda şebekede yapılması gereken HVDC ile uyumluluk çalışmaları da konuya ilginin azalmasında bir başka neden. Bu noktada önemli bir avantaj da yok değil. Bu şekilde uzun mesafelerde düşük elektrik kaybı ile çalışmak mümkün. Fakat Almanya ve Avrupa'da başlıca dayanak noktası olan HVAC halen önemli bir rol oynamakta. Bu konunun gelecekte ne tür bir şekil alacağı ise bir başka tartışma konusu.
Potsdam Institute bilim adamlarından Antonella Battaglini'ye göre offshore rüzgar tarlaları için doğru akımın seçilmesi gerekmekte. Battaglini bu anlamda AVrupa'nın iletim şebekelerinin mimarisi konusuna başka bir bakış açısı ile bakması gerektiğini savunuyor. Greenpeace Almanya'da çalışan yenilenebilir enerji uzmanı Sven Teske'ye göre ise Almanya'daki iletim şebekeleri şu anda bile geriye düşmekte ve çok az bir boş kapasite ile çalışmakta. Teske'ye göre Almanya supergrid altyapısına gerektiği önemi vermez ise yeni yapılacak ve yapılmış rüzgar tarlalarının ömürleri çok kısa olacak.

