Fosil kaynakların sürdürülebilir özelliği yoktur çünkü oluşması için milyon yıl, basınç, ısı, bitki ve hayvan kalıntıları gerekir.
1970 yılında Amerika petrol üretimini arttırdığından beri sürekli yükselme eğiliminde bir grafik var.
O günden beri ister OPEC mühendisleri olsun ister serbest araştırmacılar; sürekli zihinleri meşgul eden soru aynı “dünyanın kalan toplam rezerv rakamı nedir?”
Net rakam bilinmediği için artan talebe cevap vermek amacıyla artan üretim değerlerine bağlı olarak kaç sene daha sıkıntısız fosil yakıt tüketebileceğimize cevap vermek mümkün değil.
Konu üzerine dair en net rakamlara sahip ise OPEC elindekileri sır gibi saklamaya devam ediyor. Hala ciddi miktarda petrol rezervi var dememek yanlış olur özellikle de gelişen teknolojiyle birlikte daha önce karlı olmayan maden çıkarma türlerinin artık karlı hale gelmesi.
Kutupların altındaki petrol rezervlerine ulaşmak, katı halde bulunan petrolü çıkarmak ve işlemek artık çok daha kolay oldu. 3 boyutlu jeolojik veriler, petrolün tükendiği düşünülen havzalardaki yeni yataklar üreticilere yeni imkanlar sunmaya devam ediyor.
Yine de her şeyin bir bedeli olduğunu unutmadan yeni teknolojilerin ve gelişmiş sondaj tekniklerinin yüksek maliyetinin tüketicilere yansıtıldığını görmemiz gerek. Petrol varil fiyatlarındaki artışlar sadece borsa ve manipülasyon temelli değil, üretim maliyetine de endekslidir.

Ne olursa olsun sonuç değişmiyor: sonsuz gibi görünen sınırlı bir kaynağın sonuna doğru yaklaşıyoruz ve enerji sıkıntısı çekmeden yaşamak için tek çözüm sürdürülebilir alternatif enerji kaynakları. Özellikle de karbon izi “0” veya sıfıra yakın yenilenebilir enerji kaynakları.
Kömür, gaz, petrol üzerine büyüyen ekonomiler ve teknolojiler gelecekte başarılarını devam ettirmek istiyorlarsa temiz kaynakları benimsemeleri şart.
