Previous Sonraki
Dünyada Sadece Türkiye'de Dünyada Sadece Türkiye'de Çarşamba, 09 Mayıs 2012 09:54 ...
Nükleer Santral Bayramı Nükleer Santral Bayramı Çarşamba, 09 Mayıs 2012 09:41 ...
EOLE Water’dan Su Üreten Rüzgar Türbini EOLE Water’dan Su Üreten Rüzgar Türbini Perşembe, 03 Mayıs 2012 19:06 ...
Zorlu Tekstil'in Zorlu Tekstil'in "Ülkem İçin Orman" Projesi Pazartesi, 30 Nisan 2012 20:01 ...
Sinop Nükleer Santrali İçin İmzalar Atıldı Sinop Nükleer Santrali İçin İmzalar Atıldı Cumartesi, 21 Nisan 2012 16:50 ...
Ahşaba Dönüş! Ahşaba Dönüş! Çarşamba, 18 Nisan 2012 22:53 ...

TÜRKİYE-AB ÇEVRE MÜZAKERESİ


AB ile yürüttüğümüz tam üyelik müzakerelerinde "Çevre" faslı 2009 Aralık ayında açıldı. Çevre, en karmaşık iki fasıldan biri. Anlamı, Türkiye’nin, çevre standartlarını AB düzeyine yükselteceği zorlu bir süreci başlatmış olmasıdır. Ayrıca müzakere maliyetli en yüksek fasıl da budur. Dosya Hava kirliliği, Katı atık depolama, Arıtma, Temiz enerji, Gürültü vb. temel çevre konularını güncelleştirecek.

Türkiye olarak elimizi taşın altına soktuk demektir. Türk Çevre Mevzuatı’nı hızla AB Çevre Memzuatına uyduracağız. Bunun için 300'den fazla konuda hukuki düzenlemeye gereksinmemiz olacak. Yeni kurumsal idari kapasite yaratmak zorundayız. Çevre Ajansları kurup çalıştıracağız. En önemlisi de, geniş miktarda fiziki çevre yatırımlarımızın artacak olmasıdır.

Bilimsel hesaplama, yapacağımız yatırımlarla birlikte uyum maliyetinin  150-170 milyar TL civarında olacağı yönündedir. Bu maliyetin 250 milyar TL civarında bir ekonomi yaratması beklenmektedir.

Fiziki çevre yatırımlarında ilk büyük kalem, nüfusu 50 bin ve üzeri yerleşimlerde atık su arıtma ve katı atık depolama tesisleri kurulması olacak. Faslın maliyeti en yüksek kısmını 70 milyar TL ile su yatırımları oluşturacak. Türkiye’de şebeke su kayıpları yüzde 65’i buluyor. Hala bir su yasamız yok, bunu acilen çıkacağız. Arkasından, İçme suyu için 28 milyar TL,  Atık su için 16.5 milyar TL yatırım gelecek. Şebeke yenileme yatırımları için 14 milyar TL, Atık su arıtma tesisleri kurmak için 11.5 milyar TL harcayacağız. Eş zamanlı olarak devam edecek, Katı atık düzenli depolama tesisleri kurmak için 18 milyar TL, Endüstriyel entegre kirlilik önleme ve kontrol  için 31 milyar TL civarında maliyeti karşılayacağız.

Simetrisi bulunmayan bir süreçtir bu ve 2023 yılına kadar sürecektir. Fiziki çevre yatırımları kamu çevre fonlarının yanısıra, en az bunun yüzde 35-40’ı hacminde özel sermaye fonlarını da zorunlu kılmaktadır. O halde özel sektör katılımını zorunlu kılan düzenlemelere ihtiyaç olacaktır.

Geldik işin püf noktasına: Türkiye bütün bunları başaracak fiziki ve beşeri sermayeye fazlasıyla sahip güçlü bir ülke olmasına rağmen acaba başarmak isteyecek midir?  Kritik bir noktadır bu ve tümüyle siyasidir. AB üyelik perspektifi bulunmayan bir ülkede, gerek kamunun ve gerekse özel sektörün böylesine büyük bir külfetin altına girmekte istekli olması düşünülemez. Bu olmazsa teknik müzakere temeli de olmayacaktır. Başka bir ifadeyle Türkiye Çevre Faslı’nın müzakeresini ciddiye bile almayacaktır.

Bu durumda çıkış yolu, yılda 3 milyon ton tehlikeli atık üreten, ama ancak bunun sadece 100 bin tonunu bertaraf edebilen Türkiye’nin kendi geleceğini ciddiye almasıdır. Rasyonel bir acil hedefler programına bağlanmış ve yoğunlaştırılmış bir eylem takvimine dayalı ciddiyet kamu’dan beklenemez. Asıl görev kamunun dışındaki alana, özel sektöre, çevre duyarlı piyasa aktörlerine ve ilgili sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Ne var ki Türkiye’de bu alan zayıftır. Özel sektör, yerel yönetimler ve STK’lar arasında ilişkiler hem çok zayıf, hem de, özel sektörün çevre koruma dinamiği içe, STK’ların ki dışa dönük olduğu için, gerilimlidir. Bundan dolayı Türk toplumu çevre sorunlarıyla örülmüş bir gündem oluşturmaktan uzak, iktidarsız ve edilgendir.

Çevre yatırımları konusunda dış kaynak bulmak, AB üyelik perspektifi olmasa da sorun yaratmaz. Kamusal düzenlemeler gecikse bile evrensel normlar bilindiği için hedefsiz kalınmaz. Yerel yönetimler, özel sektör ve STK’lar, yanlarına üniversitkeyi de alarak ucunda AB üyeliği olmasa da varmış gibi dizayn edilmiş eylem planları yapabilirler. Yerel fonlar, yerel idari ve teknik kapasite yaratabilirler. Fakat bu yerel veya bölgesel oluşumlara mutlaka özel sektör öncülük etmelidir. Çünkü sonuçta sözkonusu olan 250 milyar TL hacminde bir pazardır ve Çevre için yapılacak yer 100 TL’lik yatırım 150 TL olarak ekonomiye, yani sana-bana dönecektir.

Türkiye kendi sorununu, AB olmardan da ve AB’nin öngördüğünden de önce çözebilir, yeter ki istesin!

TÜRKİYE’NİN ENERJİ KAMPI

Hiçbir ülkenin kendi coğrafyası kendine yetmez. Bu nedenle tarih boyunca ülkeler yeryüzünde oluşan “yaşam alanları”ndan birine dahil olmaya mecbur kalmışlardır. Devlet politikası denilen şeyin temeli budur. Türkiye’nin NATO’ya ve Batı İttifakı’na dahil oluşunun nedeni budur. Enerji olmasa yaşayamayız. Bir yaşam alanı içine girmemiz gerekir. O halde bir “Enerji Politikamız” olmalıdır. Bu politika “Doğru” olmalıdır, rasyonel tercihlere dayanmalıdır.

Dünya enerji denklemi, ekonomik gelişmeye göre değişmektedir. 20. Yüzyılın başında denklemin merkezinde, Musul nedeniyle Osmanlı vardı. Türkiye 1. Dünya savaşının hedefi oldu. 1973 Petrol Krizinde denklem değişti. Türkiye Batı İttifakı içinde kalarak krizi atlattı. Bugünkü Dünya enerji denklemi nedir, Türkiye’nin enerji politikası ne olmalıdır?

Bu noktada lafla peynir gemisi yürütülemez. Ekonomik ve siyasi açıdan dünyanın yakın geleceğini iyi analiz etmemiz gerekir. Dünya yeni bir enerji denklemine doğru kaymaktadır. Sürece ABD müdahale etmekte ve sınırsız bir askeri güç kullanmaktadır. Yani ABD’nin enerji politikası, “enerji için savaşmak” biçimine girmiştir. Yugoslavya, Afganistan, Irak savaşlarının mantıksal uzantısında İran, Gürcistan, Pakistan savaşları vardır.  Ancak savaşılarak elde edilmesi mümkün sonuçlar politika ile alınamazsa, bu savaşlar da olacaktır.

Enerji savaşlarının sebebi, dünya denklemini değiştiren Çin’dir. 20 yıl boyunca her yıl yüzde 8-12 büyüyen 1.3 milyarlık bir ülkeye eski dünya içinde yer bulmak olanaksızdır. Buna bir de Hindistan eklenmektedir. Gelişkin Batı ekonomilerinin Asya’daki bu gelişmeye karşı tavrı, karşıt kutbu yaratma potansiyeli taşımaktadır. Dikkatle bakılırsa Asya’da Çin, Hindistan, İran ve Rusya’nın birbirine baktıkları yeni bir sıcak alan oluşmaktadır. Batı’nın ekonomik damarlarına akan Asya’daki enerji’nin geçtiği bu yeni alanın bekçiliği, başkalarına emanet edilemez önemde olduğu için savaşılmaktadır ve savaşılacaktır.

Türkiye, yararı onda olmadığı için savaşamaz. Ancak “komşularla sıfır sorun” diyen bugünkü politikasıyla da enerji güvenliğini garantiye alamaz. Çünkü, “komşularla sıfır sorun” politikası, daha söylenir söylenmez Batı ile Türkiye arasında sorun yaratmaktadır. Türkiye Batı ile ağır bir gerilimi kaldıramaz.

O zaman Batı ile Asya arasında olan fakat Asya’ya yakın duran, Asya’da olan ama Asyalı olmayan   bir Türkiye tahayyül etmek gerek. Türkiye yeni enerji politikasını, Batı’nın hışmını kompanse ederek Asya’ya nefes aldıran bir tarihsel tutum üzerine temellendirmelidir.

Buna, “Bir dakika!” (Van minut) yetmez, “Adil dünya!” demek lazım.

Güvenç Şenol
Yeni Çevre

Güvenç Şenol'un Diğer yazıları:

Follow us on Twitter