Geçtiğimiz yıl itibariyle Türkiye gündemini de meşgul eden nükleer santraller enerji kaynağı değişikliği ile çevreci hale gelebilir.
Hepimizin bildiği üzere nükleer santralleri tehlikeli yapan tesisler ya da yeri değil enerji üretmek için kullanılan maddedir.
Uranyumun saflaştırılması ve zenginleştirilmesi sonucunda elde edilen “zenginleştirilmiş uranyum” nükleer santrallerde kullanılan temel enerji kaynağıdır. Nükleer santraller yüksek enerji verimliliğine rağmen ülkeler arasında en son tercih olarak sıralanır. Kontrolünün çok zor olması ve kontrol edilemezse çekirdekteki reaksiyon sonucu oluşacak ısı ve ardından gelecek patlamanın yaratacağı yıkımı başta Rusya olmak üzere bütün dünya iyi bilir.
26 Nisan 1986 yılında Kiev’in Çernobil ilçesinde yaşanan nükleer reaktör kazası insanlık tarihine unutulmayacak bir ders olarak girmiştir. 1000 megavat gücündeki santralde yaşanan kaza kısa ve uzun vadede korkunç bir zarara neden olmuştur. Reaktörlerin kontrol zorluğunun haricinde uranyumun da tabi ki kendine göre zorlukları mevcut. Nadir bulunan uranyum elementi doğada saf halde bulunmadığı için nükleer yakıt amaçlı kullanılmadan önce zenginleştirilmesi gerekir. Kullanım sürecinden sonra geri kalan uranyum atığının zararsız hale getirilmesi için binlerce yıl geçmesi gerekir. Uranyum zenginleştirmede diğer bir sorun ise denetim sıkıntısı olarak karşımıza çıkar. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından denetlenen uranyum zenginleştirme tesisleri kötü amaçla kullanıldığında nükleer silah yapımında kullanılan “yüksek zenginleştirilmiş uranyum” üretebilir.
Her türlü zorluğu ve olumsuz yönü bir tarafa bırakırsak nükleer santraller diğer santral türlerine kıyasla inanılmaz enerji üretim kapasiteleri nedeniyle eşsizdirler. Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santrale devlet gözüyle baktığımızda tek bir yatırım ile yüksek rakamlarda enerji arzı ve bölgenin enerji talebine uygun bir çözüm olarak görebiliriz. Halk gözüyle batığımızda ise patlama riski yüksek, sürekli radyasyon saçan çevre ve insan sağlığına çok zararlı yapılardır nükleer santraller.
Şimdi gelişen teknoloji ve alternatif kaynakları yararımıza kullanarak iki görüşü ortada buluşturmayı deneyelim. Reaktör içinde yanma performansı daha yüksek aynı zamanda daha az zararlı atık çıkaran başka bir radyoaktif element kullanalım. İşte tam bu noktada karşımıza dünyada yaygın olarak bulunan “toryum” elementi çıkıyor. Toryum yakıt döngüsünde uranyumdan daha az plütonyum ve diğer trans-uranyum elementleri üretildiğinden, toryum, nükleer santrallerin en temiz yakıtı olarak kabul edilir. Çevreye daha az zarar vermesi açısından da gelecekte nükleer reaktörlerde uranyum alternatif gösterilmektedir. Toryumu “yeni çevreci nükleer” şeklinde tanımlayan uzmanlar çevreci üretim ve tüketime artan ilgi nedeniyle elementin geleceğinin parlak olduğunu iddia ediyor.
1950-70 yılları arasında A.B.D. ve Rusya arasında yaşanan olaylar zinciri içinde nükleer yakıtların ve tesislerin gerekli olduğu anda nükleer silah olarak kullanılabilmesi için toryum üretimi ve teknolojileri geri plana atılmış yerini uranyuma bırakmıştı. Cebinizde külçe olarak bile taşısanız zarar ihtiva etmeyen toryum toplumların bilinçlenmesi sayesinde muhteşem bir dönüş yapabilir. Çağımız şartlarına uygun yüksek teknoloji ve güvenlik önlemleri ile donatılmış, toryum yakarak on binlerce hanenin ve işyerinin enerji ihtiyacını karşılayan “çevreci nükleer santraller” hayal ettiğinizde konuya daha sıcak bakacağınıza eminim.
