Yüzyılımızın sonunda küresel ısınmanın önüne güvenli bir biçimde geçmek için, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ortak bir paydada buluşarak aynı amaç doğrultusunda özgün sorumluluk ve kapasitelerine göre roller üstlenerek çalışmalıdırlar.
Bu doğrultuda bakıldığında hiçbir hükümetin, özel sektörün yardımı olmadan, mucizevi bir biçimde tek başına küresel ısınma ile ulusal ve uluslararası düzeyde savaşması mümkün değildir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hükümetin desteklediği projeler aynı zamanda özel sektör yatırımları ile de desteklenmelidir.
IPCC' nin dördüncü değerlendirme raporuna göre küresel ısınma bir gerçektir ve bununla savaş bir zorunluluktur. Raporda da bahsedildiği üzere Türkiye ’nin bulunduğu Akdeniz havzası küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölgedir. Günlük hayatımızda, fiziksel ve doğal çevremizde, tarım alanında, yiyecek güvenliğinde, temiz su alanında ve genel olarak insan hakları konusunda küresel ısınmanın etkilerini hissetmek mümkündür. Bu tehditler karar organlarının çalışmalarına hız verip bu konuya bir çözüm bulmalarını zorunlu hale getirmiştir.
Marakeş’teki 7. Taraflar Konferansı’nda Türkiye’nin adı Ek-2‘den çıkarıldı ve Türkiye’nin özel durumları tanındı. Türkiye 24 Mayıs 2004’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği üzerinde Çerçeve Şartı’nı onayladı. Türkiye 26 Ağustos 2009’da Kyoto Protokolü’nün taraflarında biri oldu. Türkiye bir Kyoto Protokolü Tarafı olarak iklim değişikliğine karşı küresel mücadeleye olan katkısını sürdürecek.
Türkiye’nin sanayileşme seviyesi Ek 1 ülkeleriyle ve OECD ülkeleriyle kıyaslanamaz. Türkiye’ni tarihsel olarak sara gazı salımı mesuliyeti oranı %1’den az ve Ek 1 Tarafları arasında kişi başına düşen emisyon rakamları en düşük. Türkiye, Ek 1 ülkelerine kıyasla başlıca enerji tüketiminde ve İnsan Gelişimi İndeksi sıralamasında düşük rakamları sahip. Türkiye’nin giderek gelişen bir ekonomisi ve gelişmeye orantılı artan enerji ihtiyacı vardır.
Kendi özel durumlarını göz önüne alarak, Türkiye iklim değişikliklerinin olumsuz etkilieri azaltmak için var olan küresel harekete katkıda bulunurken aynı zamanda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği üzerinde Çerçeve Şartı’nın hem de sürdürülebilir kalkındırma ilkesinin ekseninde gelişimini sürdürüyor
Ülkemiz politika uygulama, kurumsal yapılandırma ve iklim değişliğinin olumsuz etkilerini önleme ya da azaltmaya ilişkin önlemler çerçeveside önemli adımlar attı; ancak Türkiye’nin Kyoto Protokolü’nü ilk uygulama sürecinde azaltma sorumluluklarına sahip değil (2008-2012). Gündemimizin ilk sıralarında ilklim değişikliği üzerine küresel çabalara katkıda bulunmak, erozyon kontrolü ve su kaynaklarının korunması yer almaktadır.
Türkiye, Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji alanlarına yasal düzenlemeler, teşvikler ve farkındalık yaratma faaliyetleri ile destek vermekte. Ulaşım sektöründe ve sanayide enerji verimliliğini arttırmak için politikalar uygulanmakta. Ulusal Atık Yönetimi Eylem Planına göre katı atık depolama alanlarının sayısı arttırılacak. 2008 yılında Türkiye Kuraklıkla Mücadele ve Kuraklığa Hazırlık Ulusal Eylem Planı’nı kabul etti. Türkiye ormanlık alanların azalması ile mücadele etmek amacıyla ağaçlandırma çalışmalarını sürdürüyor. Kararlı bir ağaçlandırma çalışması başlattık, 2.3 milyon hektarlık bir alanı 5 yıl içinde ağaçlandıracağız. Kampanyanın sonucu olarak önümüzdeki yirmi yıllık sürede 181.4 milyon ton Co2 temizlenecek. Türkiye su elindeki su potansiyelinin yalnızca 3’te 1’ini kullanıyor. Amacımız sahip olduğumuz kaynakları daha iyi su yönetimi ile daha fazla verim sağlamak. Özel sektörün de katılımı ile 1500 adet yeni hidro elektrik santrali yapımına olanak sağlanmıştır.
Aralık 2009’da Kopenhag’da yapılacak olan COP15’de uluslararası bir anlaşma sağlamak için çok kritik bir aşamadayız. Türkiye, taraflar ile birlikte başarılı bir Kopenhag antlaşması sağlanması yönünde yapıcı ve iyi niyetli bir tutum sergilemiştir. Türkiye kendine özel şartları çerçevesinde üstüne düşen katkıyı yapmaya hazır. Türkiye, düşük karbon ekonomisine geçmek üzere, karbon salınımını azaltmak ve artışını durdurmak amacıyla ulusal düzeyde planlar yapmakta ve hedefler saptamakta. Düşük karbon ekonomisine geçmek ancak çok taraflı mali destek ve teknoloji aktarımı ile mümkün olabilir ancak. Türkiye, 2012 sonrası rejiminin ortak ama ayrıştırılmış sorumlulukları yansınmasını beklemekte. 2012 rejimi aynı zamanda hassas yapılı ülkelerin ihtiyaçlarını kayda geçirmeyi de ihmal etmemelidir.
Kaynak: http://en.cop15.dk
