
Günümüzde küresel ısınmanın gerçekliğini ve iklim değişikliğinin toplumlar ve çevre üzerindeki zararlı etkilerini anlatan birçok kitap, yazı, belgesel veya kaynak bulunmaktadır.
Yaşamımızda etkilerini çok da fazla görmediğimiz küresel ısınma ile ilgili felaket senaryoları her ne kadar ilgimizi belki bir yarım saatliğine çekse de, dışarı çıkıp günlük hayatimizin sorunları ile yüzleştiğimizde unutulmaktadır.
Aramızdan bazıları konunun önemini belki biraz daha fazla anladığı ve herkesin elinden geleni yapması gerektiği düşüncesi ile geri dönüşüm, enerji tasarrufu, organik gıda tüketimi ve bunun gibi küçük adımlar atarak çevreye olan bağımlılığını ve verdiği önemi gösteriyor olabilir.
Bu sitede de birçok kez okuduğunuz üzere bu tip faaliyetler toplumun her kesimi tarafından gerçekleştirildiğinde önemli pozitif sonuçlar doğurabilir. Fakat bu önemli sonuçlar sistemin bizi indirgediği pasif ve güçsüz bireyler olarak sadece olaya seyirci kalmak yerine elimizden gelen küçük faaliyetler ile çevreyi koruyor ve aslında asıl sorun olan sistemin kendisindeki yanlışı görmeme veya görmemeyi tercih etme lüksüne sahip olduğumuz anlamına asla gelmemektedir.
İki katı daha fazla para vererek organik meyveleri tüketmek belki bize yapay bir çevre bilinci ve çevreyi koruyor olmanın verdiği bir tatmin de sağlayabilir. Evimizde kullandığımız kağıtları geri dönüşüme yollayarak her ne kadar dünya kötüye gitse de "en azından ben elimden geleni yaptım" demenin verdiği bir rahatlama da yaşayabiliriz. Bu noktada ne yazık ki çevrecilik kavramına bağlı olmak "evet çevresel bir sorun olduğunun farkındayım fakat bu sorunun varlığına tam olarak ve gerçekten inanmıyorum" anlamına gelmektedir.
Başka bir deyişle birçok yolla bize dikte edilen "çevreci ol" veya "çevreci olmak lazım" anlayışı bizim hayatımızda köklü değişiklikler yaparak yaşama tarzımızı değiştirmemizden çok, yasama tarzımızda bazı küçük ve yetersiz değişiklikler yaparak kendimizi bir nevi rahatlatmak ve içimizden "ben kendime düşeni yaptım, artık benden cıktı." diye düşünmemize yol açmaktadır.
Sistemin, insanların bu vicdani ikilemini görüp bunun üzerine bir takım ürünler piyasaya sunması ve böylece bizim çevreci olma açlığımızı, sorunun asıl kaynağı olan aşırı tüketim ile bastırmaya çalışması da belki gözden kaçan önemli noktaların başındadır.
Bizim, yani yaşadığımız toplumun bireylerinin belki bu sistemi etkilemek açısından kendimizi gerçekten güçsüz hissetmemiz ve bu nedenle bahsedilen felaket senaryolarını iyi bilmemize/anlamamıza rağmen dışarıdan olmasa da içimizden pek de inanmamayı tercih etmemiz günümüzde çevreciliğin karsılaştığı en önemli sorunlardan biridir.
Bu yazının amacı kendi yolları ile geri dönüşüm, enerji tasarrufu vs. ile çevreci yaşayan insanları eleştirmek asla değildir. Bu yazının amacı bizi yani bu gezende yaşayanları, günümüzdeki duruma getiren sistemin ayni zamanda yine kendi içerisinde geliştirdiği çevrecilik adi altındaki tüketim furyasının ideolojik yanlışlığına parmak basmaktır.
