Previous Sonraki
Dünyada Sadece Türkiye'de Dünyada Sadece Türkiye'de Çarşamba, 09 Mayıs 2012 09:54 ...
Nükleer Santral Bayramı Nükleer Santral Bayramı Çarşamba, 09 Mayıs 2012 09:41 ...
EOLE Water’dan Su Üreten Rüzgar Türbini EOLE Water’dan Su Üreten Rüzgar Türbini Perşembe, 03 Mayıs 2012 19:06 ...
Zorlu Tekstil'in Zorlu Tekstil'in "Ülkem İçin Orman" Projesi Pazartesi, 30 Nisan 2012 20:01 ...
Sinop Nükleer Santrali İçin İmzalar Atıldı Sinop Nükleer Santrali İçin İmzalar Atıldı Cumartesi, 21 Nisan 2012 16:50 ...
Ahşaba Dönüş! Ahşaba Dönüş! Çarşamba, 18 Nisan 2012 22:53 ...

SUSUZ YAZ!


Su yoksulluğunun sınırında yaşayıp gelen, suyunu kıt kanaat kendine yettirebilen bir ülke olduğumuz halde, her ne hikmetse kendimizi "su zengini" gibi görmekteyiz. Anadolu'da su üzerine kavga edilmemiş tek bir gün bile geçmez. Su kavgalarımızı dramatize eden  bir Yeşilçam filmi ile bundan tam elli yıl önce Berlin Film festivalinde "Altın Ayı" ödülünü kazandığımızı bile unutmuşuz.

Tarımsal sulamada hala yüzde ellinin bile gerisinde kalmışız. Kuruyan su havzaları bile varken Türkiye'nin hala, bölük pörçük mevzuatı toplayan ve uyumlu bir bütünlüğe kavuşturan Çerçeve Su Kanunu yok.

Medenileşmeye doğru attığımız her adımı AB aday üyeliği hatırına attığımız için bu adımların birçoğu Türkiye’nin ihtiyaçlarından çok AB’nin ihtiyaçlarını karşılıyor ve açıkçası bize zarar veriyor.

Oysa tümünün kendi gerçekliğimize yaslanması gerekir. Su Reformu gereksinmemizi de aslında AB ile Çevre Faslı’nın açılması bağlamında gündeme aldık. 2013 yılında kadar bir Çevre Ajansı Kanunu ile Çerçeve Su Kanunu çıkaracağız. Ancak yılların ihmaline uğramış su kaynaklarımız o kadar darmadağın olmuş ki, durumu toparlamaya Çerçeve Su Kanunu da yetmeyecek gibi görünmektedir.

Bu nedenle aklı başında ve uzak görüşlü kurumlar ve odaklar, Türkiye'nin Su Kaynakları Bakanlığı kurmak ve kapsamlı bir mevzuat oluşturmak zorunda olduğunu sık sık dile getiriyorlar.

Su Reformu olarak yapılacak çok işimiz var. Türkiye'de topu topu, 4'ü denizle irtibatsız kapalı havza olmak üzere, 25 su havzası var. Bu havzaların bir kaçının İSKİ ve ASKİ gibi, özel kanunlarla oluşmuş birer yönetimleri olsa bile gereği gibi yönetildiklerini iddia etmek güçtür.  Oysa bütün su havzalarının katılıma açık kendi yönetimleri olmalıdır. Kendi haline ve rastgele kullanıma terkedilmiş bu su havzalarında yaşanan tahribat bazılarında tüyler ürpertici düzeylere gelmiş. Sadece Konya'ya bakmak durumun vahametini göstermeye yetiyor. Konya'da 70 binin üzerinde kaçak su kuyusu var. On yıl önce 40-50 metrede bulunan su düzeyi 200 metre kadar derinlere düşmüş.

Türkiye’yi şöyle veya böyle yönettiğimizi ve güya bir gelecek ürettiğimizi sanırken, aslında ve somut olarak, geleceğimizi tüketmekte olduğumuzun farkına bile varmamışız.
Geç kalmış ve hatta 2013’e kadar ertelemiş olsak bile yapılacak işlerden biri, Su Kaynakları Bakanlığı veya Su Konseyi kurmak ve Türkiye'nin bütün su envanterine son damlasına kadar  el koyan katı bir merkeziyetçi planlamaya geçmektir. Bu gerçi bizleri sarhoş eden "Serbest Piyasa" tapıncıyla pek bağdaşmamaktadır ama, su kalmazsa serbest piyasanın da kalmayacağı unutulmamalıdır.

İlk yapılması gerekenlerden biri de, doğanın hassas dengelerine el sürmeden "su adaleti"ni gerçekleştirmek, havzalar arasında su transferinin altyapısını oluşturmaktır. Bu, sulanabilir tarım arazilerini büyütmek şöyle dursun, kısa vadede mevcut olanı koruyabilmek bakımından da bir zarurettir.  Nitekim, metropollerin dayatması da uzak mesafelerden su transferini toplumsal gündem maddesi haline getirmektedir.

Gelecek sayılarımızda Türkiye’nin su derdini ve ihtiyaçlarını STK’lar ve  ihtisaslaşmış akademik çevreler aracılığıyla işleyeceğiz ve oluşmakta olan Su Mevzuatı’nın sudan bir mevzu olmadığını göstermeye çalışacağız.

Güvenç Şenol
Yeni Çevre / Limitsiz Enerji

Güvenç Şenol'un Diğer yazıları:

Follow us on Twitter