Bütün dünya su sıkıntısı çekerken sanki suyu hiç bitmeyecekmiş gibi yaşayan bir ülkeyiz. Çim sulamak için artezyen kuyuları açmak, havuz doldurmak için tankerle su taşımak, hortumla araba yıkamak ve yağmur suyunun asfalt üzerinden akışını izlemek bizim için normal işler. Anormal gelen ise suyu tedbirli kullanma üzerine konuşmak. Suya dair tek endişe kaynağı kriterimiz tabi ki barajların doluluk oranı; barajlar doluluk oranından haberimiz olduğu sürece milyonlarca metreküp suyu nereye harcadığımızın hiçbir önemi yok.
2011 yılı itibariyle basit bir belge zorunluluğu sayesinde ülkemizde yeni bir dönem başladı. Binalar için zorunlu enerji kimlik belgesi. Belge kapsamında binanın sınıfını belirlemek için bakılacak hususlar arasında yalıtım, enerji tüketim değerleri, enerji üretimi, geri dönüşüm sistemleri var.
Aynen bir buzdolabı gibi “A” ya da “A+” olarak sınıflandırılacak bir binanın düşük enerji tüketimiyle yüksek verimlilikte ısıtma ve aydınlatma sistemleri kullanması; çatı, bina cepheleri veya yeşil alana ayrılmış kısmında projelendirilmiş enerji üretim sistemleri bulundurması gerekir.
Şimdilik göz ardı edilse de geri dönüşüm sistemleri yalıtım kadar önemlidir çünkü bir binalar geri dönüşüm için potansiyel merkezlerdir. Atık suların filtrelenmesiyle temizlik ve bahçe sulama işleri yapılabilir. Binadan toplanan çöpler ayrıştırılarak geri dönüşüme kaynak sağlanabilir. Hepsinden basit ve kalıcı bir uygulamayla çatıdaki oluk sistemleri yağmur suyunu toplamak ve depolamak için kullanılabilir.
Yağmur suyu en büyük doğal saf su kaynağıdır ve her türlü ihtiyacı karşılamak için kullanabilir. Basit filtreleme sistemleri ve su tankları göze değerli görünmeyen yağmur suyunu her an kullanıma hazır kaynağa çevirebilir. Göze değerli görünmeyen yağmur suyu diyorum ama su hayattır. Güneş, su ve besin maddeleri olmadan hayat devam etmez.
Şimdi size en eski ve gelişmiş yağmur suyu toplama sistemini örnek vererek suyun ve suyun korunmasının ne kadar önemli olduğunu anlatacağım.
Maçu Piçu(Machu Picchu) Peru’ daki And Dağları üzerinde 2360 metre yükseklikte 1450 yıllarında inşa edilmiş antik İnka şehridir. Tarih 1450’yi gösterirken vadi tabanında akan suyu 2360 metre yukarı taşıyacak teknoloji ve iş gücü tabi ki mevcut değildi.
Çözüm insanoğlunun çevresindeki kaynakları kendi çıkarına kullanma yeteneğinden geldi. Tek su kaynağı yağmur suyunu toplamak ve depolamak için dağları şekillendirmeye başlayan İnkalar, kayaları oyarak taştan su havzaları haline getirdi. O dönemde 2300 metre yükseklikte su sorununu çözmek herhalde hiçbir şeye değişilmeyecek bir hazdır.
Günümüzde yağmur suyu toplama iki temel yöntem ve birçok basit ama etkin uygulama mevcut. Konvensiyonel sistemler ve sifon sistemleri akış kapasiteleri, su tahliye hızı, iniş borularının yerleşimi konusundaki esneklik ve iniş sayısı, alt yapı gereksinimleri ve mimari anlamda kullanım kolaylıklarına göre tercih edilirler. Su kanalları, boru ağları, süzgeçler ve su tankları üzerine kurulu yağmur suyu toplama sistemleri yerçekiminin etkisiyle çalıştığı için çoğunlukla ekstra güce ihtiyaç duymazlar. Depolanacak suyun miktarı toplama alanının genişliğine(çatı yüzeyi) ve yıllık yağış miktarına orantılı olarak belirlenir. Yağmur suyu depolama sistemleri çok pahalı sayılmasa da kesin fiyat vermek mümkün değil çünkü sistemi oluşturan bileşenler, oluk ve boru tesisatının uzunluğu, filtreler ve tank kapasitesi kurulum yapılacak yere göre belirlenir.
Sizlere suyun önemini anlattım, tarihi örnek verdim biraz da teknik bilgi verirken tek amacım küresel su sorununa dikkat çekmek değildi. Bizleri çok yakından ilgilendiren ve henüz farkında olmadığımız ülkemizin yakın geleceğine dair bir tehlikeye karşı uyarmak için bilgi verdim.
Ülkemizde kişi başına düşen su miktarı ortalama yılda 1.500metreküptür. 20 yıl içinde nüfusumuzun 90 milyona yaklaşacağı düşünülürse bu rakamın 1.042 metreküp/yıla düşmesi nedeniyle su fakiri ülkeler arasında yerimizi almamız kaçınılmaz sondur. Bugün itibariyle Suriye ve İsrail’i besleyen suyun kaynağı ülkemiz, Kıbrıs’ın bile su sorununa el atmışken kendi geleceğini görmezden gelerek yoluna devam etmesi hayra alamet değildir.
Libya’ da bir litre içme suyunun bir litre benzine eş değer fiyatta olduğunu, Fırat ve Dicle ırmaklarının taşıdığı su miktarıyla oynadığımızda birçok insanın kuraklık yaşayacağını düşünürsek Afrika, Avrupa ve Asya kıtalarının birbirine yaklaştığı coğrafyalarda suyun petrolden daha değerli olduğunu görürüz. Bu gerçeklerin arasında daha farkına varamadığımız nokta mevcut su kaynaklarının ebedi olmadığıdır.
Suyu korumak ve depolamak için Türk Milleti olarak gerekli bilince en kısa zamanda ermeliyiz. Bireysel seviyede çözümleri bir an önce hayata geçirerek, hükümet anlayışında su üzerine iç ve dış politikalar geliştirerek geleceğe yatırım yapmalıyız. Atık su geri dönüşüm sistemlerini ve daha önemlisi yağmur suyu toplama çözümlerini kanunlarla destekleyerek günlük yaşama entegre etmeliyiz. Bugün doğmuş bir bebeğin anne ve babasının farkında olmadan sınırsızca harcadıkları su nedeniyle, evlatları 30 yaşına geldiğinde su sorunu çekeceğini bilmesi gerekir.
